16 Aralık 2014 gecesi Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 10-15 kişilik bir gruba yönelik, zırhlı araçlar ve bir helikopterin de dahil olduğu bir polis operasyonu başlatıldı. Operasyonda Abdulkadir Çakmak zırhlı araçtan ateş açılması sonucu vuruldu. Çakmak, yaralı halde götürüldüğü hastanede hayatını kaybetti.
Olay sonrasında Diyarbakır Valiliği tarafından yapılan açıklamada, Sur ilçesinde silahlı gruplar tarafından güvenlik güçlerine yönelik uzun ve kısa namlulu silahlar, el yapımı patlayıcılarla saldırı eylemi gerçekleştirildiği ve Abdulkadir Çakmak’ın öldüğü ve 1 güvenlik görevlisinin yaralandığı belirtildi. Basından edinilen bilgilere göre, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü olayın hemen ardından 17 yaşındaki Abdulkadir Çakmak’ın silah kullandığına ilişkin operasyona ait olduğu iddia edilen video paylaştı. Ancak Abdülkadir Çakmak’ın babası görüntülerdeki kişinin oğlunun fiziksel özelliklerine sahip olmadığını ifade etti. Olaya ilişkin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma açıldı. Zırhlı araçta görevli polis memurunun bir kez mağdur/müşteki sıfatıyla daha sonra, şüpheli sıfatıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadesi alındı. Açılan soruşturmada kısıtlılık kararı verildi. Kısıtlılık kararına aile avukatları tarafından itiraz edildi ancak bu itiraz reddedildi. Soruşturma sonucunda “olayda hukuka uygunluk sebeplerinin bulunduğu” gerekçesiyle zırhlı araçta silah kullanarak atış yapan polis hakkında TCK’nin 24. maddesi kapsamında polisin kanunun hükmü ve amirin emrini yerine getirdiği ve TCK’nin 25. maddesi kapsamında meşru savunma ve zorunluluk hali koşullarının oluştuğu gerekçesiyle takipsizlik kararı verildi. Karara karşı yapılan itiraz reddedildi. Aynı kararda Abdulkadir Çakmak devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma, kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürmeye teşebbüs suçlarından ölen/şüpheli sıfatıyla yer aldı. Takipsizlik kararının kesinleşmesinin ardından, Abdulkadir Çakmak’ın babası avukatı aracılığıyla AYM’ye başvuruda bulundu. AYM, şiddet içeren söz konusu olaylar sırasında güvenlik güçleri tarafından silahlı güç kullanımına imkân veren meşru müdafaa ve yakalama şartlarının oluştuğu, saldırıyı başka türlü savma imkânlarının kalmadığını silah kullanımının orantılı ve ölçülü olduğunu belirterek yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edilmediğini, soruşturmanın etkili yürütüldüğü ve yaşam hakkının usul boyutuyla ihlal edilmediği kararı verdi.