24 Mart 2006 tarihinde Muş, Bingöl ve Diyarbakır illeri arasında bulunan Şenyayla bölgesinde güvenlik güçleri tarafından öldürülen HPG militanları için Diyarbakır’da 28 Mart 2006 günü cenaze töreni düzenlendi. Törende F-16 uçaklarının cenazeye katılanların üstünden alçaktan uçuşu ve dönüşte polisin kalabalığa müdahalesi protestoların başlamasına yol açtı. Gösterilerin ikinci günü dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılacaktır” açıklaması, sonrasında polisin göstericilere yönelik güç kullanımı ölümcül niteliğe evrildi ve çok sayıda kişi gözaltına alındı, işkenceye maruz kaldı, tutuklandı ve ölümler yaşanmaya başladı. Kısa sürede büyüyen gösteriler yaklaşık bir hafta sürdü.
Gösterilerin devam ettiği sırada 29 Mart günü olayları evinin balkonunda seyreden 9 yaşındaki ilköğretim öğrencisi Abdullah Duran polislerin açtığı ateş sonucunda yaralandı ve hastaneye götürülürken yolda hayatını kaybetti.
28 Mart 2006 Olaylarına ilişkin İHD bir rapor yayınladı. Rapora göre, Diyarbakır’ın ardından Mardin, Batman ve Siirt’e de yayıldı. Olaylar sırasında ilk günlerde Diyarbakır’da çoğu ateşli silah veya gaz kapsülüyle vurulan beşi çocuk 10 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı. Yaralananlardan bir çocuk daha ilerleyen günlerde yaşamını yitirdi. Diğer illerde de üç kişi hayatını kaybetti. Basından ve insan hakları raporlarından edinilen bilgilere göre 28 Mart 2006 Olaylarında Diyarbakır, Mardin, Batman, Siirt olmak üzere toplam 14 kişi hayatını kaybetti.4 Nisan günü bir basın toplantısı düzenleyen Diyarbakır Barosu, 199’u çocuk 543 şüpheli için avukat talebi geldiğini, 91 çocuk ve 278 yetişkinin tutuklandığını, çocuklar dahil çok sayıda kişinin gözaltı merkezlerinde fiziksel şiddet, kötü muamele ve işkenceye uğradığını açıkladı.
Olay sonrasında Abdullah Duran’ın ölümüne ilişkin soruşturma açıldı. Olaydan iki yıl sonra tanık ifadeleri alındı, ancak hiçbir polisin ifadesi alınmadı. Ekim 2008’de, Diyarbakır savcısı yerel polis güçlerine, öldürme olayının failini aramaları için daimi arama kararı verdi. Bu kararın ardından AİHM’e başvuru yapıldı. AİHM’e yapılan başvuruda Hükümet, dostane çözüm yoluna gitti. Duran’ın aşırı güç kullanımı nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğini şu ifadelerle kabul etti: “Hükümet, Türk mevzuatı ve Hükümet’in bu tarz eylemlerin önüne geçme hususundaki kararlılığına karşın, başvurucuların oğullarının ölümüne ilişkin mevcut davanın koşullarında olduğu gibi, aşırı güç kullanımından kaynaklanan bireysel ölümlerin gerçekleşmesini üzüntüyle karşılamaktadır.” Hükümet, etkili soruşturma yükümlülüğü de dâhil olmak üzere yaşam hakkının korunması için gerekli tedbirlerin alınacağını, ayrıca benzer olayların azaltılması için yeni yasal ve idari tedbirler getirildiğini belirtti ancak AİHM kararı sonrasında dosyada somut bir ilerleme sağlanmadı.