19 Ocak 2005’te Şırnak’ta “teslim ol” çağrısına uymadıkları iddiasıyla askerler tarafından açılan ateş sonucu 22 yaşındaki Hamdullah Çınar, 15 yaşındaki Nergiz Özer, 24 yaşındaki Sibel Sartık, 13 yaşındaki Zerga Esen ve 16 yaşındaki Zuhal Esen hayatını kaybetti. Olayın ertesi günü hazırlanan askeri rapora göre, gece görüş kameralarıyla Cudi Dağı yakınlarında dokuz veya on kişiyi gözlemleyen özel harekat ekipleri, durumu yetkililere bildirdi. Bunun üzerine bölgeye sevk edilen askeri birlikler grup tarafından ateş altına alındı. Askerlerin Türkçe ve Kürtçe yaptığı “teslim ol” çağrısına rağmen grup ateş etmeye devam etti. Tüm çıkış yollarını kapatan askerler çalışanlara karşı havan ateşi açtı. Tutulan tutanaklara göre yaklaşık iki saat süren olayda, askerlerden hiçbiri ölmemişti veya yaralanmamıştı.
Olayın hemen ardından İHD Genel Merkezi’ne yapılan başvurular üzerine oluşturulan bir heyet olay yerinin yakınındaki köye giderek burada görüşmeler yaptı ayrıca, savcı ve yaşamını yitiren kişilerin yakınları ile görüştü. Görüşme sonucunda yayınlanan araştırma inceleme raporunda, yaşamını yitiren kişilerin silahsız oldukları ve hukuka aykırı şekilde öldürüldükleri belirtildi. Raporda ayrıca, yetkili makamların kardeş olan Nergiz Özer ile Sibel Sartık’ın defin işlemlerinin ailenin istediği yerde yapılmasına izin vermedikleri ve bedenlere yetkililer tarafından el konularak ailelerin rızaları dışında gerekli dini işlemler yapılmaksızın Eruh’ta defnedildiği yer aldı.
Şırnak Cumhuriyet Savcılığı tarafından yapılan ilk işlem, 23 Şubat 2005 tarihinde Nergiz Özer ve diğerleri hakkında devletin toprak bütünlüğünü bozma suçundan soruşturma başlatılması oldu. Askeri ve yargı makamlarının düzenlediği tüm evrakta adları “kolluk kuvvetleri ile bir çatışmada öldürülen PKK’lı teröristler” olarak geçti.
Klasik otopsi yapılmasına gerek olmadığına karar veren savcı, yaşamını yitiren kişilerin kıyafetlerinin de imha edilmesine karar verdi. Güvenlik güçlerinin savcıya, olay yerinin yeterince güvenli olmadığı söylemesi üzerine olay yeri incelemesi yapılması, delil toplanması dahil tüm işlemler aktif olarak operasyonda görevlendirilen askerlerle birlikte görev yapan birimler tarafından yürütüldü. Savcı, olay yerine olayın üzerinden dört ay geçtikten sonra ilk defa 26 Mayıs 2005’te gitti ve olay yerinde 42 boş mermi kovanı ile askerlere ait olduğu değerlendirilen çok sayıda mermi bulundu. Şüpheli olabilecek askerlerin ifadeleri ise olaydan 13 ay sonra alındı.
6 Mart 2006’da şüpheli askerler hakkında takipsizlik kararı verildi. Bu karara karşı yapılan itiraz, soruşturmada tüm gerekli adımların atıldığına kanaat getiren Siirt Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 12 Nisan 2006’da reddedildi. Bunun üzerine AİHM’e başvuruldu. AİHM, verdiği kararda “yürütülen soruşturmanın açıkça yetersiz olduğunu ve gözle görülür pek çok soruyu yanıtsız bıraktığı”nı tespit etti ve AİHS’in yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin hem usul hem de esas bakımından ihlal edildiğine karar verdi.
Nergiz Özer ve Sibel Sartık’ın bedenlerinin ailelerine verilmeyip rızaları dışında ve dini işlemler yapılmaksızın defnedilmesine ilişkin olarak idari yargı yolunda yapılan başvuruların sonuçsuz kalması üzerine AİHM’e başvuruldu. AİHM, Gülbahar Özer ve Yusuf Özer v. Türkiye kararında, hükümetin ailenin özel ve aile hayatlarının korunması hakkı ile kamu güvenliği ve düzeninin korunması ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi meşru amaçlar arasında adil bir denge kuramadığını değerlendirdi ve AİHS’in 8. maddesinde düzenlenen özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verdi.