14 Ocak 2015 tarihinde Nihat Kazanhan, bir polisin attığı, uygulamada kapalı alan operasyonlarında kapı açma ve cam delmek için kullanılan bir gaz fişeğiyle başından vurularak hayatını kaybetti. Olaydan hemen sonra Emniyet, Valilik ve dönemin Başbakanı ölümün polis müdahalesiyle gerçekleştiğini inkâr etti. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, “herhangi bir şekilde emniyet görevlilerimizin kurşunlarıyla öldürülmesi söz konusu değil. Orada ne fiili bir müdahale ne de gaz kullanımı söz konusu oldu” derken, İçişleri Bakanı Efkan Ala da “Birtakım sitelerde ‘polisin silahıyla veya gaz bombasının parçasıyla vefat ettiği’ söyleniyor. Bu kesinlikle doğru değil. Zaman zaman orada polise karşı silah kullanılıyor, polis silahla karşılık veriyor. Terör bölgesi, terörün olduğu yerde bu tür çatışmalar da olabiliyor. Toplumsal olaylar oluyor gaz kullanılıyor. Ama bugün bu yok. Bugün herhangi bir polis müdahalesi, silahla ya da gazla olmamış. Buna rağmen bununla birlikte bu çocuğumuz orada vefat etmiş” dedi.
Kriminal rapor da sorumluluğu belirsizleştirmeye çalışsa da 29 Ocak’ta basına sızan polis kamerası görüntüleri, atışın polislerce yapıldığını kesinleştirdi.
Görüntülerin “sızdırılmasına” ilişkin hem savcılık soruşturması hem de idari soruşturma açıldı; Mülkiye Müfettişleri ise gaz fişeği kullanımının ve ateşin zırhlı araçların bulunduğu bölgeden geldiğini tespit etti. Savcılık, olay günü ilgili zırhlı araçta görev yapan polisleri tespit etti. Kazanhan’ın ölümüne neden olan merminin çıktığı silahın zimmetli olduğu H. V. 27 Ocak 2015’te tutuklandıktan sonra ifadesini değiştirerek silahı kullanan kişinin M. N.G. olduğunu beyan etti ve “Hem M.N.G.’in yanmaması hem de ekipten herhangi bir arkadaşa zarar gelmemesi için bu ifadeyi verdim. Ben tutuklanınca her şey değişti. Çünkü biz bu dosyada kimsenin tutuklanmayacağını düşünüyorduk” dedi. Bu kez M. N.G. tutuklandı. 4 Mart 2015 tarihinde düzenlenen iddianamede M. N.G. hakkında “olası kastla insan öldürme”, diğer polisler hakkında ise “kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” suçlarından ceza istendi.
11 Kasım 2016 tarihinde Cizre 1. Ağır Ceza Mahkemesi, ölümcül güç kullanan polis hakkında kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezası verdi. Ardından, Nihat Kazanhan’ın ölme olasılığının bulunduğunu öngördüğü ve bildiği halde bu duruma aldırmayıp sonuca kayıtsız kalmak suretiyle (olası kastla) fiili işlediği için müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verdi; ancak, polis memurunun eylemini haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında gerçekleştirdiği (yani, haksız tahrik söz konusu olduğu) gerekçesiyle 16 yıl hapis cezasıyla cezalandırdı. Bunun üzerine, son bir ceza indirimi olarak da “sanığın yargılama sürecindeki olumlu davranışları ve cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri”ni gözeterek cezada altıda bir oranında indirim uyguladı. Neticede, polis 13 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırıldı. İlaveten, dört polis hakkında da kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ancak hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.
Mahkeme kararında, Cizre’de protestoların düzenlendiği, güvenlik güçlerine yönelik tahrik edici eylemlerin arttığı, bu nedenle Cizre’ye bölge illerinden takviye güçlerin sevk edildiği, yargılanan polislerin de geçici görevle Cizre’de bulunduğu, olay saatinden önce yoğun katılımlı gösterilerin olduğu, terör örgütünün bölgede cezasızlıktan faydalanmak için görüntü olarak küçük çocukları gösterilerde önde kullandığı, çocukların arkasında ise örgütün elemanlarının eylemin gidişatına göre grubu yönlendirdiği veya eyleme bizzat katıldıkları hususlarına vurgu yaptı. Güvenlik güçlerinin güvenlik riskinin yüksek olduğu yerlerde bu riskin varlığından hareketle öldürücü şekilde ateşli silah kullanmalarını meşru kabul etti. Karar istinaf ve Yargıtay tarafından onandı.
25 Mayıs 2022’de AYM, kararda yerel mahkemenin haksız tahrik değerlendirmesini yerinde bulmadı ve ölümcül güç kullanımının son çare olması gerektiğini, güvenlikle ilgili ‘riskli’ durumun 12 yaşındaki çocuktan kaynaklanmadığını belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğine hükmetti. AYM’nin mayıs ayında verilen kararı, yedi ay sonra, 29 Aralık 2022 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlandı. Bunun üzerine dosya yeniden açıldı. Ancak sanık, 2020’de Covid-19 pandemisinde getirilen izin düzenlemesiyle tahliye edilmişti ve yeniden başlayan yargılamada duruşmaya katılmayarak firar etti.
Davanın detaylarına, duruşma izleme raporlarına ve basında çıkan haberlere https://www.failibelli.org/dava/nihat-kazanhan-davasi bağlantısından erişilebilir.