Adaleti çoğu zaman mahkeme salonlarıyla, yargılamalarla ve cezalarla ilişkilendiriyoruz. Bir ihlal gerçekleştiğinde failin yargılanması ve hesap vermesi elbette adaletin vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak ağır insan hakları ihlalleri sonrasında birçok aile ve topluluk, hukuki süreçler tamamlandığında bile bir şeylerin eksik kaldığını ifade eder.
Onarıcı adalet, tam da bu noktada farklı bir soru sorar: Zarar gören kim, ne yitirdi ve bu zarar nasıl onarılabilir?
Bu yaklaşım, adaleti yalnızca failin cezalandırılmasıyla sınırlamaz. Hakikatin ortaya çıkarılmasını, yaşananların tanınmasını, sorumluluğun kabul edilmesini, özür, telafi ve dayanışma gibi unsurları da adaletin ayrılmaz parçaları olarak görür. Böylece adalet, yalnızca geçmişe dönük bir hesaplaşma değil; geleceği daha adil kurmanın da bir yolu hâline gelir.
Peki onarıcı adalet tam olarak neyi ifade ediyor? Adalet neden yalnızca ceza vermekten ibaret değil? Hakikatin tanınması, özür, telafi ve dayanışma neden adalet mücadelesinin önemli parçaları olarak görülüyor?