Travma yalnızca onu yaşayan kişide kalmaz. Bazen bir evin sessizliğinde, yarım kalan cümlelerde, anlatılan hikâyelerde ve tutulamayan yaslarda kuşaktan kuşağa aktarılır. Böylece çocuklar, bizzat tanık olmadıkları olayların korkusunu, öfkesini ve adaletsizlik duygusunu da taşıyarak büyüyebilir.
Kuşaklararası travma, tam da bu aktarımı ifade eder. Yaşanan ağır hak ihlallerinin etkileri yalnızca bir dönemi değil, sonraki kuşakların yaşamını, hafızasını ve geleceğini de şekillendirir.
Peki kuşaklararası travma tam olarak neyi ifade ediyor? Travma nasıl nesilden nesile aktarılıyor? Hafıza neden hem bir yük hem de bir direniş biçimi olarak görülüyor? Yaşananların tanınması, gelecekte yeni travmaların önüne geçilmesinde nasıl bir rol oynuyor?